bazen kadehini kadehine vurup o çınn sesini duymak istersin.. ama ne kadeh olur karşında ne de o kadehi eline alıp seninkiyle tokuşturan.. yalnız başına içersin.. bardaklar boşalır önce ve yavaşça şişeler, onlarda yetmeyince sarhoş olmana, yeni şişeler getirir bakkalın çırağı.. amaçsızca kadehi bir dudaklarına götürürsün bir masaya çarparsın.. oysa dudaklarına değsin istediğin tek şey rakının beyaz rengi değildir.. aslında dudakların da değildir ki önemli olan.. bir sıcaklık sadece, alıştığın bir sözcükle kahkahalar atmak belki yada susmak saatlerce çekinmeden.. herşeyin yokluğunu kapatmak içindir beyazlık.. yalnızlıktan, dünyadan, kararkardan kaçmak içindir.
tekrarlarsın içinden batabildiğin kadar bat.. en dibi görmeden çıkamazsın.. o teselli etmeyince bir ses daha yükselir içinden; sen sahip oldukların değilsin; şartlanmalar, kararlar, küskünlükler değilsin bunlara ihyitacın yok.. o sese inanmak istersin ama kalbin inanır mı? her zaman savunduğun düşünceler yok olur. .
belkide artık en dipte olduğunu düşünürsün.. hayallerinden kilometrelerce uzak, yalnız, küçük ve olabildiğince dağınık bir odada kendinle en dipte.. hayallerinden ve dolayısıyla kendinden uzak olduğun için, seni anlamaktan çok uzak ama sevdiğin insanlar için, yapmak istediklerini hatta daha da ileri hatta ilerinin ötesine geçip düşüncelerini sorgulayan ve seni ona göre değerlendiren bir ülke için.. dibe vurmanın sınırlarını aşıp en dibe gidersin.. ve artık çıkmanın,oradan çıkmanın bir önemi yok.. artık hiçbirşeyin önemi yok..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder